EDEB YA HU

 

Edeb, ayağını altına alıp da oturmak, elini önüne bağlamak değildir!

Edep; düşünsel boyutta, varlığı ve haddini bilmektir!

Ancak ilim sahipleri haddini bilir; edebini takınır.

Câhilin bildiği edep ise, elini önüne bağlamaktır.

 

 

  Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan
  Giy ol tacı, emin ol her beladan...

  Ehli irfan meclisinde aradım buldum taleb

  İlim en gerideymiş, illa edeb illa edeb.

 

Osmanlı Türkçesi´ni bilenlerimiz, birtakım eski hat levhalarına bakarak atalarımızın hangi düsturlar çerçevesinde bir hayat felsefesine sahip olduklarını az çok kestirebilirler. Eskiden evlerin, resmî dairelerin, ibadethanelerin ve insan ayağı basan pek çok mekânın duvarları, bu tür levhalardan en az birkaç tanesiyle tezyin edilmiş olur ve en dikkatsiz nazarları bile kendine celp edecek süslere, tezhiplere, bezemelere, işlemelere sahip bulunurlar imiş! Bunlardan birisi de “Edeb ya Hu!” ibaresidir.

Bilgeler, meclisinde kendine uygun bir hüner arayan kişinin her hünerden daha çok edebi makbul sayması, sufîlerin toplum vicdanına ne derecelerde tesir ettiğinin de delilidir. İslâm, elbette bir edep dinidir; ancak tasavvufta edebin apayrı bir yeri vardır. Tarikat adabının her kademesinde edep Ön plandadır. Sufî, canlı olsun cansız olsun ki onlara göre her yaratılmışın canı olduğu farz edilir- her şeye ve herkese karşı edebini korumak zorundadır. Kapının çarpılmadan yavaşça örtülmesi bir edeptir. “Kapıyı kapat” denilemez (Allah kimsenin kapısını kapatmasın); belki kapıyı ört, yahut sırla denilebilir. “Lambayı (mumu, ışığı) söndür” denilemez (Allah kimsenin ışığını söndürmesin); lambayı dinlendir denilir. Keza lamba yakılmaz, ancak uyandırılabilir. Birisi konuşurken sözünü kesmek, gizli konuşmak, mecliste fısıltı ile lâkırdı etmek, işaret ve işmar etmek, vs. hep edebe aykırı davranışlardır. Gezerken yere, ayağın sesi duyulmayacak derecede yumuşak basılmalıdır. Kapıdan çıkılırken arkasını dönmek edepsizliktir. Kapı eşi­ğindeki ayakkabılar dışarıya değil (zira bunun manası “git, bir daha gelme” demektir), içeriye doğru çevrilir. Uyuyan birini uyandırmak için onu sarsmak yahut adını ünlemek abestir. Bunun yerine yastığına parmak uçlarıyla vurulup hafif sesle “Agâh ol erenler!” denilir. Uyanan kişinin de yataktan kalkarken yastığını öpüp yorganıyla görüşmesi (görüşmek, tasavvuf tabiratındandır ve öpmek yahut öpermiş gibi dudağa değdirmek, manalarına gelir) bir edep kaidesidir.