|
|
DERVİŞ
Nedir
Bir ayna getirip önüme
koydu.
Gördüğüme inanamıyordum.
Aynaya tekrar tekrar
baktım ve “Bu ben değilim.Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta.
Senin acı ve sıkıntı diye
gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Sünnîliğin
kabul ettiği hakiki derviş yoksuldur. Bir hırka, bir lokma ile yetinir,
kendi kendine yeterlidir. Miskinliğiyle övünür, ancak yoksulluğunu
hiçbir zaman çıkar sağlamanın bir aracı olarak görmez. İbrâhim ibn-i
Edhem gibi el emeği ve alın teriyle geçinir. Gönlü zengin, eli
açıktır. Zengin bile olsa, servet gönlünde değil elindedir. Herkese
yardım eder, uğradığı haksızlıklara tahammül gösterir, bütün
insanları sever. Dövene karşı elsiz, sövene karşı dilsizdir. Yaratandan
ötürü yaratılanı hoş görür. Yetmişiki millete bir gözle
bakar, günahkâr insanlardan yüz çevirmez. Edepsizlerden bile edep
öğrenmeyi bilir.
Sa'dî'nin deyimiyle, "Derviş gönül ehlidir, Allah adamıdır. Çiğnendikçe
daha iyi ürün veren toprağa benzer. Sevimli ve güzel yüzlüdür, soğuk
tabiatlı ve asık suratlı değildir. Herkesi anlamaya ve derdine deva
bulmaya çalışır. Ermiş ve ergin bir insandır. Dervişin eli, gönlü
ve bedeni boştur; elinde mal, gönlünde mal edinme arzusu bulunmaz,
bedeniyle günaha girmez. (Ahmed-i Câmî, s. 216)
Aslında dervişlik çok zor bir yoldur. Bu zorluk hakkıyla bilinseydi,
kimse dervişliğe talip olmazdı. Yûnus Emre, "Sen derviş olamazsın" diye
başlayan şiirinde bu hususu güzel bir şekilde dile getirmiştir. Bu tür
fedâkâr ve idealist dervişler, Anadolu ve Rumeli'nin fethinde ve
İslâmlaştırılmasında önemli hizmetler ifa etmişlerdir. (Barkan, 11,
279-353)
VI. (XII) ve daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan Kâdiriyye, Rifâiyye,
Kübreviyye, Şâzeliyye gibi tarikatlar da kendilerine has bir derviş tipi
oluşturmuşlardır. Bu tarikatlara giren müridler tarikat pîrine nisbetle
anılırdı. (Kâdirî dervişleri, Rifâi dervişleri, Yesevî dervişleri gibi.)
Bununla beraber tarikatların yaygın olduğu çağlarda bile belli bir
tarikata bağlı olmayan derviş zümreleri mevcuttu. Tarikat ve tekke
dönemindeki dervişlerin kendilerine has bir hayat felsefeleri ve yaşama
tarzları vardı. Bilhassa geç dönemlerde ellerinde teber, âsâ, tesbih,
keşkül, sırtlarında cübbe ve hırka kapı kapı dolaşıp dilenen, def
çalarak ilâhiler okuyan, keramet gösterileri yapan, gaybı bildiklerini
iddia eden derviş zümreleri ortaya çıkmıştır.
Vâhidî 929'da (1523) yazdığı "Menâkıb-ı Hâce-i Cihân" adlı eserinde
Edhemî, Câmî, Şemsî, abdal gibi adlar alan acaip kıyafetli, garip
davranışlı derviş zümrelerinden bahseder. "Kapılardan kovulmuş, toza
toprağa belenmiş, insanların değer vermediği nice kimseler var ki, şu
şey şöyle olacak diye yemin etseler Allah onları yalancı çıkarmaz."
(Müslim, "Birr", 138, "Cennet", 48; Tirmizî,
"Kıyâmet", 15, "Menâkıb", 54; "Menakıb", 54; İbn-i Mâce "Zühd", 36)
meâlindeki hadisle, bu tip dervişlere işaret edildiği ileri sürülmüştür.
Mevlevîlik'te dedelik makamına gelen canlara derviş denir. Semâzenler de
batıda "dönen dervişler" diye bilinir. (Gölpınarlı, s. 367) Raks ve
mûsikiye önem veren dervişler yanında, bu gibi şeylerle hiç
ilgilenmeyenler de vardır.
Pek çok menkıbe, destan, fıkra, masal ve deyime konu olan dervişler,
asırlar boyunca sosyal ve dinî hayatın önemli bir parçası olarak
varlıklarını sürdürmüşlerdi. Bugün de İslâm ülkelerinde değişik derviş
tiplerine rastlanmaktadır.
|