|
|
Sen Geldin...
Dostu kande bulasın sende durmak ile sen
Ol imaret eylemez sen viran olmayınca
Yar hasretiyle ciğerleri parça parça olmuş bir aşık, gönlünde onun
hayali, gözlerinde yaş, gelip durmuş maşukunun kapısında. Yüreğini
parmaklarının ucuna latif bir eldiven gibi takıp, yavaşça çalmış kapıyı,
beklemeye koyulmuş.
Arada sadece bir kapı varsa sevgiliye kavuşmak için, o kapının önünde
bekleyenin resmini sözlüklerde hasret kelimesinin karşısına
iliştiriverseler, hasretin ne olduğunu anlatmak için kelimeye hacet
kalmazdı.
Düşünsenize, birazdan kapı açılacak, o görünecek, ayaklarının dibine
atacak aşık kendisini, şiirler okuyacak, boynunu bükecek, susacak,
anlatacak yokluğunun ızdırabını. Ağlayacak, sonra gözlerine, “her
güzelde seyrettiğiniz o güzel işte karşınızda” diyecek. Ay
ışığını ezber bilen gözler doyasıya seyredecek güneşini, daha neler
neler…
Uzun sözün kısası, gönül bir parçaya, her parça bir hayale bölünmüş, her
hayal binlerce ümide… Aşık perişan, aşık mahzun ve nihayet içerden bir
ses:
- Kim o?
Kavuşmanın heyecanı, hicranın azabıyla kapı önünde asırlarca beklemekten
eşiğe dönen aşık, beklediği sesi duyunca sevinçle haykırmış.
- Ben geldim.
İçeriden bütün vuslat hayallerini yerle bir eyleyen sesi duyulmuş
sevgilinin:
- Gelen sen isen, var git, biraz daha yan öyle gel!
Bu cevap karşısında aşığın düştüğü hali sizin muhayyilinize bırakıyor,
“aşık, aradaki tek engelin o kapı olmadığını kesin anlamıştır”
diye not düşmekte fayda görüyorum.
Açıldığı vakit sevgilisiyle kavuşacağı ümidiyle beklediği kapıdan,
boynunu büküp ah u figan eyleyerek dönmek zorunda kalan aşık, çöllere
vurur kendini. Ayağındaki nalından gönlündeki aşka kadar, kendisine ait
olduğunu zannettiği şeylerin hiç birisinin aslında kendisinin olmadığını
anlar ilkin. “Ben” sözünü unutmak için maşukunun ismini söyleye
söyleye dolaşırken çölleri, kendisinin bir başkası olduğunu hissetmeye
başlar.
Bir şeye sahip olabilmek için ondan vazgeçmek gerektiğini idrak
ettiğinde, önce ayaklarının sevgilinin ayaklarına ne kadar benzediğini
fark eder, sonra gönlünün sevgilinin gönlüne büründüğünü. Kuşların,
rüzgarın, ayrılığın, gecenin, kum tanelerinin, sessizliğin ve en son her
şeyin sevgilisinin adını mırıldanmakta olduğunu seyredince kendi adını
unutur, her azasının sevgiliye türküler yakan bir dil olduğunu anlayınca
da, neyi unuttuğunu hatırlamaz olur.
Yüzünü yıkamak için eğildiği suda sevgilisini görünce, kuşların,
gecelerin, rüzgarın, ayrılığın, kum tanelerinin, sessizliğin ve her
şeyin birer damla olduğu o suyla yıkar yüzünü, düşer yollara.
Ayaksız yürüdüğü yollardan geçerek tekrar gelir dostun eşiğine. Elleri
göğsünde bağlıyken çalar kapıyı ve içerden bir ses gelir:
- Kim o?
Önce göz olup seyrederken kapıyı, duyduğu sesle beraber kulak kesilir
bütün vücudu, sonra dil olur, seslenir:
"Gönlümü alan sevgili sensin" diye cevap verdi.
Sevgili "Madem ki bensin ey ben, gel içeri gir! Ev dar, iki kişi
sığmıyor" dedi.
İğneye geçirilecek iplik iki ayrı iplik olursa geçmez.Madem ki birsin,bu
iğneden geç!
Ve ardına kadar açılır kapılar…
Bu, aslında maşukun kendisine kavuşmasının hikayesidir. Aşıkta
kendisinden eser kaldığı müddetçe vuslat mümkün değilse eğer, aralanan
kapının arkasında duran kapıyı çalandan başkası olamaz. Ben’i terk
edebilen aşık için, değil kapı aradaki dağlar, denizler bile ayrılık
sebebi değildir. O kendisinden soyundukça sevgiliyi giyinmenin hazzını
tatmıştır. Zevklerini, isteklerini, ümitlerini, hatta yürüyüşünü,
bakışını, konuşmasını, tebessümünü bile sevgilininkilerle takas ederek
başlamıştır işe. Kendinde kendisinden eser kalmayıncaya kadar devam
etmiştir bu alışsız gibi görünen veriş. İhsandan doğan aşk diye
bahsederler karşılığı olan aşktan; ve ihsan bitince aşkın da biteceğini
anlatırlar. Bu ihsanın bir buse olmasıyla birkaç köşkle birkaç huri
olması arasında hiçbir fark yoktur.
Önce kaş olur, göz olur, sonra yırtılır perdeler senin tükendiğin demde,
senden geriye bir o kalır, aşk o zaman aşktır. Mecnun’a adını
sorduklarında, Leyla, demiş. Nereden geliyorsun? Leyla. Aç mısın? Leyla.
Başka bir şey bilmez misin? Yine Leyla, hep Leyla… Marifet can için
sevgili aramakta değil, sevgili için can taşımaktadır ve bütün soruların
cevapları Leyla olmadan, mecnunluk sırrına Leyla kadar ıraktır cümle
Kayslar…
Serdar Tuncer Satır Arası Hikayeler |